Okuduklarım

Bir Kadının Yaşamından 24 Saat – Stefan Zweig

Kitap Yorumu

Müthiş adam Stefan Zweig ve büyüleyici öykülerinden bir tane daha okudum. Israrla dile getirmekten vazgeçmeyeceğim sanırım. Kalemine aşık olduğum yazar Stefan Zweig’in diğerlerine oranla daha çok bilinen birkaç öyküsünden birisidir Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat.
Daha önceden de belirttiğim gibi Stefan Zweig öykülerinde duygusal çöküşler yaşayan insanları işliyor. Bu öyküler uzun da sürmüyor. Genelde bir kişinin yaşamından kısa bir kesit bizimle paylaşılıyor. Bu defa da bir kadının yaşamından yirmi dört saati okuyoruz.
Burjuvalardan oluşan bir grup insan kaldıkları pansiyonda akşam yemeklerini yerken birden yemekte şiddetli bir kavga başlar. Sizlere şimdi kavganın içeriğinden bahsetmeyeceğim o kısımları siz okuyunca öğrenin. Kavga esnasında kitabı onun ağzından okuduğumuz kadın birçok kişiyle zıt bakış açısına sahip olmuş. Bu yönde de fikrini belirtmiştir. Bu esnada masada bulunan Mrs. C. o kadının ağzından çıkan cümlelerden etkilenir. Yıllar önce yaşadığı ve hayatının yalnızca 24 saatini kaplamış olan daha önce asla kimseyle paylaşmadığı bir olayı bu kadınla paylaşmaya karar verir.
Anlatmaktan çekindiği şeyler vardır elbette, ancak olayların olduğu gibi canlandırılabilmesi için her şeyi anlatacağına söz vererek başlar anlatmaya. Öykünün tamamı bu 24 saattir aslında. Ama öyle bir 24 saat ki bu içerisinde duygudan duyguya geçişleri hızlıca yaşadığımız.
Gerçekten kitabı okurken ağzımın kocaman açıldığı ve şaşkınlıktan donakaldığım yerler oldu. Kitabı yakın arkadaşımla beraber aynı gün okuduk. Bu şaşkınlık esnalarımda hemen ona mesajlar atarak anın şokunu onunla da paylaştım. Ama şunu söyleyemeden geçemeyeceğim. Kitabın sonunda asıl şokumu yaşadım. Üzülmeli miyim yoksa mantıklı yönden mi bakmalıyım kafam karıştı gerçekten. Aranızda okuyanlar varsa ne demek istediğimi anlamışlardır bence. Okumayanlara elbette ki tavsiye ettiğim bir kitaptır. İnce oluşu da fazla vaktinizi almadan bitirmenizi sağlar.
Her zaman dediğim gibi; Stefan Zweig okuyun, okutun…

Birkaç beğendiğim cümleyi de aşağı bırakıp veda ediyorum.

…bana inanın, katlanılmaz bir şey bu; insanın yaşadığı müddetçe hayatındaki tek bir olaya, tek bir güne kilitlenip kalması.

Ama fazlasıyla belirsiz bir sözcük olan vicdan denen şeyden kaçamıyorsunuz.

Zira bir taş uçuruma düşerken nasıl ki dibi bulmadan durmazsa, o da…

Çığlık atabilirdim, öylesine acı veriyordu bu gittikçe daha acımasızca büyüyen derin bıçak yarası. Yalnızca tutkunun ne olduğunu hiç bilmeyen insanlar, nadiren bu duyguyu tattıklarında, belki de bu kadar çığ gibi ani, kasırgaya benzer tutku patlamaları yaşarlar: O anda yaşanmamış yıllar, kullanılmamış güçlerin biriken öfkesiyle birlikte insanın göğsüne yumruk gibi iniyor.

Yine de benimle empati kurmaya çalışın: Bir insan için bütün yaşamınızı bir kenara itiyorsunuz, o ise kayıtsızca elinin tersiyle kovduğu bir sinekten daha fazla değer vermiyor size.

Yaşlanmak geçmişten artık korku duymuyor olmaktan başka bir şey değil zaten.

Show More

Related Articles

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close

Reklam Engelleyici Farkedildi

Please consider supporting us by disabling your ad blocker