Okuduklarım

HERKESLEŞME – Tunç Ilkman

2016’nın son aylarında elimize geçen Tunç İlkman’ın romanı Herkesleşme ile karşınızdayım. Bu kitabı alıp okumaya o kadar kısa sürede karar verdim ki, bence sizde üzerine düşünmeyin bir an evvel alıp okuyun. Ben kitabın arka kapağındaki yazıyı okudum ve o an işte bu kitap dedim.
“Zeyneb’le o akşam güzel bir parkta oturduk ve âşık olduk. Güzel bir parkta oturmak ve âşık olmak harika bir şeymiş. Küçük kesekâğıdından çıkardığım pişmiş kestanelerin kabuğundan kolayca ayrılan kısımlarını ona veriyor, tüylü zarını soyamadığım kırıntılarını ise kendi ağzıma atıyordum. İsimlerimizi henüz bilmiyorduk. Sorma gereksinimi de duymamıştık herhalde. Nasıl olsa öğrenecektik. Ve ben ilk başta bunu Zeynep olarak algılayacaktım. ‘Yalnız sonu b ile’ diye uyardığındaysa önümüzdeki senelerde ona ‘Zeynebim’ derken adını bozmayacak olmaktan büyük sevinç duyacaktım.”
Birkaç özel sebebi içinde barındırdığından bu kitap benim için kesinlikle okunması gereken bir kitaptı. Kitabı okumaya başlamadan önce kitapla ilgili yorumları da okumuştum. İlginç bir şekilde her okur 5/5 puan veriyordu bu kitaba. Bu durum beklentimi de epey artırmıştı. Kitabın kapağını bir heyecan ile açıp derin bir nefes aldım ve okumaya başladım. Henüz daha birkaç cümle okuduğum sırada bile kitaptan etkilenmiştim. Sanırım ilk cümlesinde bizi etkileyen kitap türlerinden daha çok hoşlanıyorum ve Herkeşleşme de kesinlikle o kitaplarla aynı kefedeydi.
“Mutluluğun asla yakalanamayacak fakat uzaktan kolaylıkla izlenebilecek bir gökkuşağı olduğunu artık kabul etmiştim.”
Biraz hüzne sahipseniz eğer tadını alabilirsiniz bu cümlenin.. Sanırım ben hayatımda her daim biraz hüzün kırıntıları bulunduruyorum. Bundan şikayet etmiyorum. Ben böyle yaşamaya zaten alışmışım. Şayet bir gün hüznüm olmasa hep mutlu olsam o zaman bana ters gelir ya..
Yazarın kalemi oldukça akıcı. Kitabı elinize aldığınızda zamanın nasıl akıp gittiğinin farkına varamıyorsunuz ve bir bakmışsınız kitabın yarısı bitmiş. Yazarla ilgili takdir etmek istediğim bir gerçek daha var ki o da şu; kitapta bir sonraki sayfada neler olacağını bize önceden haber veriyor. Ama ilginçtir ki bu durum okuru rahatsız etmiyor. Tam tersine ben okurken daha da bir heyecan ile okudum kitabı. Zaman zaman flasback sahneleriyle eskiye döndük bazen zamanı okuduk. Nasıl olduysa hiçbir zaman sıkılmadım ben.
Ne ince ne de kalın kitap kategorisine girer. İkisinin ortasında yer alıyor. Ama bazı ince kitaplar nasıl oluyor da elimize yapışıyor, bu kitap onlara kıyasla kalın olsa da onlardan çok daha akıcı.
Akıcı bir roman olmasının yanı sıra edebi cümleleri de içinde barındırıyor. Öyle ki bazı sayfalarda neredeyse sayfanın tamamının altını çizdim.
Konusuna pek fazla değinemiyorum çünkü kitabın sonu bizim tahmin edemediğimiz bir şekilde bitiyor. Onca sayfayı okurken bir sonraki sayfada ne olacağını biliyorduk ama o son sayfalarda oldukça şaşkına döndüm. Yeri geldi kitapla konuştuğum söylendiğim dahi oldu.
Kitapta altını çizdiğim bazı yerler ile yorumuma son veriyorum. Ancak diyeceğim şudur ki; üstüne düşünüp vakit kaybetmeyin. Bir an önce elinize alıp bu kitabı okuyun!
“Bu lafın üzerine sonradan çokça düşündüm. İki basit kelimeyle hayatın sırrını açıklamıştı sanki. Seversen, evindir.”
“Çaylar geldiğinde elimdeki beyaz plastik nesneyi henüz bırakmamıştım. Onu Harun’un gözünün içine sokarcasına uzatıp, “Bunun bile bir adı vardır ama benim şu anda hissettiklerimin bir ismi yok” dedim.”

Etiketler
Show More

Related Articles

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Close

Reklam Engelleyici Farkedildi

Please consider supporting us by disabling your ad blocker